Ortadoğu’da İşçiler ve İşçi Sınıfları

Özgür Gökmen

Toplum ve Bilim 71 (1996): 259-261.

ZACHARY LOCKMAN (DER.)
WORKERS AND THE WORKING CLASSES IN THE MIDDLE EAST: STRUGGLES, HISTORIES, HISTORIOGRAPHIES
STATE UNIVERSITY OF NEW YORK PRESS, ALBANY 1994, XXXI+341 SAYFA

Biri dışında tümü ilk kez Harvard Üniversitesi’nin Ortadoğu Çalışmaları Merkezi’nce desteklenen bir seminerde sunulan metinlerden bir araya gelen kitap, içinde bulunduğumuz coğrafyaya dair bir emek tarihi çalışması. Kitabı derleyen Zachary Lockman, yazdığı sunuşa, yakın zamana kadar Ortadoğu’daki işçilere, işçi sınıfına ve işçi hareketlerine dair tarihsel çalışmaların son derece kısıtlı olduğunu tespit ederek ve bunun nedenlerine işaret ederek başlıyor. Sovyet bloku tarihçilerinin haricinde kalan bölge tarihçilerinin ilgisi, uzun bir süre, “toplumsal tarih”e değil; Avrupa hâkimiyetine, ülkelerin ulus-devlet olarak ortaya çıkışına ve süregiden bağımsızlık mücadelelerine yönelik olmuştur. Amerika’da ve Amerika’ya nispeten daha az olmakla beraber Batı Avrupa’da ise, Ortadoğu’ya dair tarih yazıcılığının baskın paradigması, modernleşme kuramı olagelmiştir. İşçilerin ayırt edici bir toplumsal grup olmadığı; bu yüzden, siyasal ya da iktisadi alanda önemli bir rolü haiz olmadığı ve gelecekte de olmamasının ihtimal dahilinde görülmediğini kanısına dayanan böylesi bir ihmalin, pek de şaşırtıcı olmadığını söylüyor Lockman. Hem, içinde bulunduğumuz yüzyılın büyük bölümünde, Ortadoğu’nun tüm ülkelerinde büyük teşebbüslerde çalışan işçiler, şehirlerde çalışanlar arasında sadece azınlığı teşkil etmişler; işçi hareketleri ve sendikacılık faaliyetleri de ülkelerinin siyasal ve iktisadi hayatını belirlemede Amerika ve Batı Avrupa’daki kadar etkin olmuştur.

Ancak Lockman’ın ihmalin asıl nedeni olarak gördüğü bunlar değil elbette. O bu ihmalin, modernleşme kuramı ve Oryantalizm etkisi ile tarihçiler arasında yaygınlık kazanmış bir kanının ürünü olabileceğini vurguluyor. Bu coğrafya istisnai özelliklere sahiptir ve sınıf analizi, modern Ortadoğu’yu yorumlamak ve anlamak için uygun değildir.

Lockman, son otuz yılda Ortadoğu emek tarihi üzerinde yapılan çalışmaların sayısındaki artışı birkaç nedenle açıklıyor. Bunlardan ilki, Ortadoğu’da genellikle devlet tarafından desteklenen sınai kalkınmanın, işçi sınıfının hacmini ve toplumsal ağırlığını artırması. Ayrıca 1960’lı yıllar boyunca bölgenin entelektüellerinin öngörülmeyen bir ölçüde Marksist ve daha genel anlamda sosyalist fikirlerin etkisiyle, ülkelerinin geleneksel kalıplar çerçevesinde yazılan tarihlerini sorgulama arayışları ve işçi sınıfına yönelik ilgileri. Lockman, sol içinde yaşanan güncel tartışmaların da emek tarihine yönelik bir ilgiye kaynak teşkil ettiğini vurguluyor.

E.P. Thompson’ın İngiliz İşçi Sınıfı’nın Doğuşu, Lockman’ın da içinde yer aldığı birtakım genç tarihçiler için 1970’lerin sonlarına doğru Ortadoğulu işçilerin tarihlerine yönelik çalışmaya başladıklarında en büyük ilham kaynağı olmuş. Kendisi de, çevresindekiler de, Thompson gibi tarihin “aşağıdan yukarıya” yazılması gerektiği inancıyla, işçi sınıfı bilincini yeniden kurma amacı güderek, siyasal eğilimler kadar, işçi sınıfının kültürel ve toplumsal hayatına ait olabildiğince çok ilk elden kaynak kullanmaya gayret etmişler. İşçi sınıfının kendi kültürü ve tecrübesi çerçevesinde inşa olunan hareketliliğin üzerinde durmuşlar. 1960’larla başlayan ve E.P. Thompson’dan ilham alan toplumsal tarih çalışmalarında ön plana çıkan, aslında o güne kadar konvansiyonel anlatılarda genellikle yer almayan hikâyeler: İşçilerin, kadınların, yoksulların, azınlıkların, yani ikincil toplumsal grupların hikâyeleri.

Lockman’ın girişte cevap aradığı iki soru var: Bunlardan ilki, Ortadoğu’nun bir araştırma alanı olarak elen alınmasının anlamlı olup olmadığı. Diğeri ise bu coğrafi bölgede bulunan ülkelerin işçilerinin, araştırma özneleri olmalarını meşru kılacak bir şekilde, kendi tarihine sahip ayrı bir toplumsal grup teşkil edip etmedikleri. İkinci soruya, zımnen ya da sarih bir şekilde “hayır” diye cevap veren klasik Oryantalizm ile modernleşme kuramına ve bunun önüne sorulacak bir soru olarak koymayan Ortadoğu emek tarihinin konvansiyonel paradigmasına karşı, Lockman’ın cevabı “evet”. Kitapta yer alan makalelerin, verdiği cevabı haklı çıkaracak bir şekilde, içinde bulunduğumuz yüzyılda Ortadoğu’da işçilerin kendi menfaatlerini korumak ve amaçlarına ulaşmak için mücadele ettiklerini; işçilerce tertip edilen kollektif hareketlerin, birtakım Ortadoğu ülkelerinin siyasal iktisadi hayatında önemli bir yere sahip olduğunu gözler önüne serdiğini söylüyor.

Lockman’ın derlediği bu kitabın, Thompson’dan devralınan standartları koruma kaygısı güttüğü aşikâr. Donald Quataert ve Sherry Vatter, özellikle Osmanlı kaynaklarını ve diplomatik yazışmaları kullanarak, Ortadoğu’daki ilk emek örgütçülerinin çoğunlukla modern fabrikalardan değil; ama, artık ayrışmakta olan geleneksel ve çok dinli ve çok etnili esnaf ve zanaatkâr loncalarından geldiğine işaret ediyorlar. Lockman, bilhassa Vatter’ın makalesinde üzerinde önemle durulması gereken bir hususunda da ön plana çıktığını belirtiyor yazdığı girişte: İşçilerin bilinçlerinin sadece işyerlerinde oluştuğu geliştiği öne sürülemez. İşçilerin hayatlarının anlaşılabilmesi için, söz konusu hayatların, toplumsal, kültürel ve siyasal bağlamları içinde ele alınmaları gerekir. İşçilerin üretim araçları ile kurulmuş olan ilişkileri, her ne kadar önemli bir unsur olsa da onların hayatlarını anlamada tek başına yeterli bir kıstas değildir. Bu yüzden tarihçiler, emek tarihi üzerine çalışırlarken, işyeri sınırları içinde kalmamalıdırlar.

Feroz Ahmad, Ellis Golberg ve Marsha Posusney’in makalelerinde ise daha çok yakın dönem kaynaklarından yararlanılarak Türkiye ve Mısır’da işçi sınıfı bilincinin gelişimi ele alınıyor. Feroz Ahmad’ın “Türkiye’de İşçi Sınıfı Bilincinin Gelişimi” başlığını taşıyan makalesi, 1908’den başlayıp 1989 yılında düzenlenen İşçi Kongresi’ne uzanan bir dönemi kapsıyor. Türkiye İşçi Köylü Partisi’nin Nejat Eldem’in önderliğinde Berlin’de kuruluşunun ardından iki yıl sonra, 1921’de Trabzon’da tertip edilen 1 Mayıs gösterisinde işçilerin Enver Paşa ve Lenin’i selamlayan sloganlar atmalarına, enternasyonalizm ve milliyetçiliğin o dönemki bir aradalığına işaret etmek için temas eden Ahmad, Nejat Eldem’in üzerinde önemle durduğu terminoloji sorununa da uzun uzun değiniyor. Kullandığı kaynak, Kurtuluş’un 20 Eylül 1919 tarihli nüshasında yayımlanan, Eldem’in “Proletarya Kimlerdir?” başlıklı makalesi. Ülkede rejime tek-partinin hâkim olduğu günlerden, 1946’da Türkiye Sosyalist Partisi ile Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi’nin kurulması ile işçi hareketlerinin kazandığı ivmeye ve o dönemden sonraki sendikacılık faaliyetlerine yer verdiği makalesinde yalnızca tarihsel süreci aktarmakla kalmıyor Ahmad. Metin boyunca, işçilerin farklı dönemlerde kullandıkları sloganlara, sendikalar arası dayanışmaya, tertip edilen grevlere, 1965 seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi’nin aldığı oylara, 1980 darbesi sonrası yaşanan gelişmelere de ayrıntılı bir şekilde yer veriyor. Yazı, Ahmad’ın “Öyleyse 1990’ların başlarında Türkiye işçi sınıfının hali nedir?” sorusuna aradığı cevapla son buluyor.

Assef Bayat’ın “Tarihyazıcılığı, Sınıf ve İranlı İşçiler” adlı makalesi, kitaptaki diğer makalelere nazaran, belki de Thompson’ın standartlarına en uzak kalanı. Konu üzerine önceden çalışanların, daha çok siyasal-kurumsal meseleler üzerinde durduklarını belirten Bayat, daha çok işçi sınıfı kültürüne ağırlık verilmesi gerektiğini söylemekle birlikte, yazısının neredeyse tümünde Oryantalizm, modernleşme kuramı, İslâmı Rejimin ideolojisi ve Stalinist tarih yazıcılığı üzerinde duruyor.

Meseleye metodolojik açıdan yaklaşan en iyi makale, Edmund Burke’ün yazısı. Savaş sonrası toplumsal düşüncenin şekillenmesine imkân tanıyan baskın paradigmaların çöktüğüne işaret eden Burke halen bugüne dek hep seçkinlerin sahası olarak addedilen Ortadoğu tarihini, seçkin olmayanların bakış açısından gördüğümüzde, modern Ortadoğu tarihi telakkimizin nasıl değişeceğini anlama süreci içinde bulunduğumuza işaret ediyor. Karşılaştırmalı tarihin, ancak meseleyi Ortadoğulu işçi sınıflarının içine doğduğu geniş bir küresel bağlamla ilişkilendirme çabası taşıdığı zaman işe yarayacağını vurgulayan Burke için Ortadoğu’da İşçiler ve İşçi Sınıfları’nı oluşturan makaleler, doğaları gereği yerel nitelikler taşımaları nedeniyle böylesi geniş bir bağlama erişim sağlamıyorlar. Ancak gene de ikincil toplumsal grupların/sınıfların durdukları yerden yazılan bir tarih çerçevesinde, yerel ile küreselin bağını kurmak çok zor olmasa gerek.